Yollara düşme vakti…

Az önce bir telefon geldi. Karşımdaki resmi tondaki ses ‘’valizini hazırla, gidiyorsun’’ dedi. ‘’Nereye, yoksa Silivri’ye mi?’’ diye sorduğumda, ‘’hayır İsrail’e uçuyorsun’’ diyerek kapattı telefonu.
                         
Önümüzdeki hafta sonu İsrail’e doğru uçuşa geçiyormuşum. Hayfa Limanı’nda gemime katılacağım. Aynı öykü tekrar başlıyor. Yollara düşme vakti diyerek hazırladık valizi. Annemin; bal, nescafe ve bir sürü tişört koyduğu ikinci valize, açıkta kalan diğer kitapları sıkıştırdım. Diğer valiz sadece kitaplara ayrılmış durumda çünkü. 

Heyhat; şansa bakın ki, 3 yıldır bir türlü Atlantik’e çıkamadım. Beni hep ateş çemberine yolluyorlar!.. Daracık İtalyan sokaklarında cep kanyağı içip, Fransa sahillerindeki ateşli öpüşmeleri özlüyorum...

Neyse; uçaktan inince doğruca bir meyhaneye kapak atacağım. Gerideki hayal kırıklıklarını unutarak, zurna gibi Yunan rakısı içip, dut gibi sarhoş olacağım. Esmer Yahudi dilberleri beni kucaklarına alıp, zorla serum verir gibi elma çayı içirmeye kalkışacaklar. Kabul etmeyip, onlara yalakalık yapacağım. Buna rağmen içkinin bittiğini söyleyecekler. Zaten İsrail’de önceden zula yapmazsanız gece 23:00 den sonra içki satan tek yer bulamazsınız. Çok sarhoşsanız benim gibi, meyhanelerde sizi kabul etmeyecektir.

Gecenin sonu külüstür bir otelin muhtemelen 2 kişilik odasında son bulacak.

Sabah bir taksiye atlayıp; ‘’Hayfa’ya çek birader’’ diyeceğim. Cebimdeki son dolar kırıntılarına gözlerini diken aç gözlü şoför, ‘’İsrail’e ilk defa mı geliyorsunuz bayım’’ dedikten sonra tüm şehri dolaştıracak bana. Hiç tesettürlü-türbanlı aşifte görmeyeceğim için gözlerimin pası silinecek. 

Limana vardığımda 49 küsur güvenlik noktasını saatlerce bekledikten sonra yirmi küsur kafayı yemiş denizcinin yaşadığı yaşlı gemime katılacağım. Her zaman olduğu gibi ilk önce kamarotu bulup, gemide ki içki-sigara stokunun ne durumda olduğunu soracağım. O da bana; ‘’hallederiz abi, geleceğini söylemişlerdi’’diyecek!.. ‘’Getir bakalım bir şişe konyak, tadı nasılmış’’ diyerek espriyle karışık derdimi anlattığımda, bana dönüp, ‘’abi stor Perşembe günleri açılıyor, İhtiyarın bu konuda kesin emri var’’ diyecek.


Yedi sekiz ay inek gibi çalışmadan sonra, en az üç yıl Ukrayna'da deniz kenarında bir ev kiralayıp, hayatın tadını çıkartacağım.

Seviyorum bu serüvenciliği…

Cem Akkılıç
4 Eylül 2011

Twitter

Orta doğu gezisi


Yolumuz bu defa tekrar Kızıldeniz’e düştü. Mısır Port Said derken, Suudi Arabistan, Ürdün ve İsrail Hayfa limanına gittik. Orta doğu büyük çelişkilerle dolu bir bölge. Suudi Araplar zenginliğin içinde yaşamalarına rağmen fakirler çoğunlukta. Ürdün’deki feci insan manzaraları sürekli birbirinin aynısı. Yoksulluk hiç değişmiyor. Fakat İsrail’e gittiğimizde her şey birden değişiyor. İnsanların refah yaşamını hemen fark ediyorsunuz. Araplar ve İsrail komşular ama, iki farklı ve birbirine düşman olan ülkelerin arasındaki bu derin yaşam farkı son derece açık ve belirgin.

Arapların kaderini değiştirecek, onları bağımsız ve hür ulus yapacak bir Atatürkleri hiçbir zaman olmadı zaten. 

Cem Akkılıç




 
Sokaklar boş ve kimsesiz. O gün Yahudilerin dini bayramı vardı ve şehir tamamen boşalmış insanlar evlerine kapanmışlardı. Bir tek dükkan ya da market açık değildi.


 * * *

Önemli Not:
Bir takım kişiliksiz insanlar sosyal paylaşım sitelerinde ismimi kullanarak profiller açmakta ve insanlarla sohbetler etmekteymiş. Okuyucularımdan bu konuda haberler alıyorum. Cem Akkılıç isminin arkasına sığınan bu zavallıları kınıyorum.


Cem Akkılıç’ın vazifesi nedir diye soran türbancı isimsiz pısırık Kürt’e cevap.